Eski insanlar ürünlerine ve canlı yaşamına bereket getirdiği için yağmuru rahmet olarak görmüş ve kutsamışlardır…
Su, Dünya’daki canlı yaşamın kaynağıdır. Bütün inançlar tarafından kutsal sayılır ve sonsuz çeşitliliğin temeli kabul edilen mucize sıvıdır…
Dünyadaki yaşam formları suya bağımlıdır. Su olmazsa yaşamlarının sona ereceğinin bilincindedirler…
Su, dünyada gaz (buhar), sıvı ve katı (buz, kar, dolu) olmak üzere üç halde bulunur. Yağmur, suyun gaz halinden sıvı haline dönüşmesi ve yeryüzüne düşmesidir.
Denizlerdeki suyun Güneş ısısıyla buharlaşması, yeryüzüne yağmur, kar ve dolu şeklinde tekrar yoğunlaşıp yağması, sıvı haline gelen bu suyun bir kısmının yeraltında depolanması, bir kısmının nehirleri oluşturup tekrar denize dökülmesiyle su döngüsü oluşur…
İşte o döngü sonucu oluşan yağmur damlalarının yeryüzüne düşmesiyle önce dereler, nehirler, göller, denizler ve sonunda okyanuslar oluşur…
“Dünyada 1,4 milyar kilometreküp su bulunmaktadır. Bu suyun ancak 36 milyon kilometre küp kadarı tatlı sudur.” (1)
“Yaşam şartlarında köklü bir değişim olmazsa, 2025 yılında dünyanın nüfusu 8,5 miyara ulaşacağı hatta üstüne çıkacağı tahmin edilmektedir. Dünyada şu an için sabit olan tatlı suyun kişi başına düşecek oranında azalma olacak, daha çok insan susuzluk çekecektir…” (2)
Canlıların yaşaması için gerekli olan tatlı su miktarı gerçekten çok azdır ve biz az olan suyu kirletmek yok etmek için var gücümüzle çabalıyoruz.
Sağlıklı bir içme suyunun oluşması için denizlerin, göllerin, toprağın ve havanın da temiz olması gerekir…
Dünya kendi ekosistemini oluşturmuş ve canlıların yaşaması için gerekli olan ortamı hazırlamıştır. Uzun yılları sonucu oluşan bu sistem insan eliyle bozulursa büyük yıkımlara, yok oluşlara neden olur. İnsanlığın sonunu getirebilir…
Birey olarak üzerimize düşen görevlerin başında dünyanın bize sunduğu olanakları çok iyi kullanmamız ve doğayı temiz tutmamız gelir…
Yaşam kaynağı suyu idareli kullanmaya özen göstermeliyiz ve onu kirletecek her türlü olumsuz davranıştan kaçınmalıyız…
Yasalar bize sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı tanımış; doğayı, havayı, suyu ve toprağı koruma görevi vermiştir. Doğayı korumanın bir yolu da doğal değerleri kullanırken tasarruflu davranmak, israftan kaçınmak, ihtiyacından fazlasını tüketmemek, doğal nimetleri eşit olarak paylaşmaktır…
Doğayı korumanın ikinci yolu ise doğayı çıkarı için yok eden kapitalistlere ve işbirlikçilerine yasaların bize verdiği görev ve yetkiyle karşı koymak, havamızı, suyumuzu ve toprağımızı savunmaktır…
Kapitalistler ve işbirlikçileri getirim uğruna doğayı yok ederken insanın ve canlıların yaşam hakkını da yok ediyorlar. Bizler her aşamada yasal sınırlar içinde buna karşı koymak hakkına sahibiz…
Vakit geçirmeden tasarruf tedbirlerini yaşamımızda uygulamalı, doğayı kirletenlere karşı koymaya başlamalıyız. Başkasının ne yaptığına bakmadan, aldırmadan bunları insanlık ve vatandaşlık görevi olarak kabul etmeliyiz. Bir kişiyle ne yapılır demeyin, unutmayın ki, okyanusları yağmur damlaları oluşturmuştur…
KAYNAK:
1- Erhan Ünal, Toprak Biterken. S.283
2-Age. S. 299