Uygar ülkeler, hukukun üstünlüğünü kabul etmiş ve uygulamaktadırlar. Çünkü onların koydukları kurallar ayrım gözetmeden herkese eşit uygulanır. Bizim hukukumuzda da benzer uygulamalar vardır. Örneğin Anayasa 10. Maddesi “Kanun Önünde Eşitlik” kuralını koymuştur. Maddenin 1. fıkrası; “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet ve siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetmeksizin kanun önünde eşittir.” 4. fıkrası, “Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.” Hükmünü getirmiştir.
Kanunların eşit olarak uygulanacağı Anayasanın emridir. Yasaları eşit uygulamak Devletin asli görevidir. Devlet görevini yaparken 10. Maddede sayılan ilkeleri eksiksiz ve eşit uygulamak zorundadır. Uygulamaz, ayrımcılık yapar ya da görevini savsaklarsa sorumludur. Vatandaş devlet görevlilerinin görevlerini yapmaması sonucunda hakkının ihlal edildiğini düşünüyorsa başvuracağı bir yol daha var, Anayasa Mahkemesi…
6216 Sayılı “Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 45. Maddesi birinci fıkrası; “Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki her hangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
Anayasa Mahkemesine, Anayasa ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerle tanınmış hakkı ihlal edilen herkes, bireysel başvuruda bulunabilecektir. Başvurunun ön şartı yargı yollarının tüketilmiş olmasıdır.
Yukarıda anlatmaya çalıştığım hukuk devletinde olmazsa olmaz kurallar ne yazık ki tam olarak uygulanmıyor nasıl mı? Hemen bir örnekle Aydın da yaşanan çevre olayları üzerinden anlatayım. 2872 Sayılı Çevre Kanunun 10. Maddesi ile ÇED yönetmeliğinin 6. Maddesi JES’ler için “Çed gerekli değildir ya da Çed olumlu raporu verilmedikçe” hiçbir işlem yapılamaz hükmünü getirmiştir. Yani sizin anlayacağınız, firma kendi tapulu malında sondaj yapamaz, santral kurulumu ile ilgili hiçbir faaliyette bulunamaz…
Çevreciler ve hukukçular bu kuralın uygulanmasını her ortamda dile getirdiklerinde bu tür faaliyetleri kontrol etmekle görevli devlet yetkilileri “kendi tapulu malı istediğini yapar” diye jeotermalcilerin yanında yer alıyorlar. Bu söylemlerinin doğru olmadığı aşağıda irdeleyeceğim Anayasa Mahkemesi kararıyla da sabit olmuştur.
Kendi tapulu malında Çed olumlu veya Çede gerekli değildir belgesi almadan inşaata başlandığı için idari para cezası kesilen bir şirket, idari para cezasının iptali için idare mahkemesine başvurmuş, dava reddedilmiş ve Danıştay tarafından onanmıştır. Bunun üzerine şirket Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkını kullanarak Anayasanın 35. maddesinde yer alan Mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
Başvurucu Şirkete ait inşaat projesinde yapılan denetimde Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) belgesi alınmadan inşaata başlandığı gerekçesiyle idari para cezası uygulanmıştır. Başvurucunun bu cezaya karşı İdare Mahkemesinde açtığı iptal davası reddedilmiş, temyiz edilen mahkeme kararı Danıştay tarafından onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme istemi de reddedilmiştir
B. No: 2017/ 38836 nolu başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi 15.01.2020 tarihinde “Anayasa’nın 35. Maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Karar yerindedir, yasaya ve hukuka uygundur. Kararın gerekçesini incelediğimizde:
Yüksek Mahkeme; öncelikle ÇED belgesinin alınmasının çevrenin korunması ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının önemine vurgu yapmıştır. Verilen idari para cezasının ÇED belgesi verilmeden inşaata başlanılması nedeniyle olduğunu, “İdari para cezası verilmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı ve çevrenin korunması amacına yönelik olduğunu” belirtmiştir…
Kararın gerekçesinin devamında; “İdari para cezası dışında her hangi bir adli veya idari işlem uygulanmamış, müsadere veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi, faaliyetlerinin engellenmesi gibi bir tedbir yoluna da gidilmemiştir. Başvurucunun ÇED belgesi almadan inşaata başlanamayacağını öngörebileceği…” değerlendirmesinde bulunmuştur.
Gerekçenin bence en can alıcı cümlesi, “Başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında olması gereken adil dengenin bozulmadığı ve müdahalenin ölçülü ve çevrenin korunmasına yönelik” olduğunun belirtilmesidir…
Her ne kadar basın bildirisi olarak açıklanan kararın bağlayıcı olmadığı belirtilmiş olsa da Yasa uygulayıcılarının, yukarıda bahsettiğim 2872 Sayılı Çevre kanunun 10.Maddesi ve ÇED yönetmeliğinin 6. Maddesindeki hükümleri tereddütsüz uygulayıp, gerekli önlemleri almak zorunda olduklarını hatırlatması açısından önemlidir.