Anadolu, insanlık ve Türkler için önemlidir. Yabancı ulusların gözü onun üzerindedir. Anadolu’nun önemini birkaç başlık altında toplamak gerekirse: Kültür, coğrafi yapı, bitki örtüsü, tarım ürünleri, suları, canlılar ve yeraltı zenginliği olarak sıralayabiliriz…
Anadolu’nun değerini bilen kadim halklar ve Türkler ona sahip çıktı. Günümüzde değeri anlaşılmadı. Anlaşılsaydı; maden aramak, HES, RES ve JES kurmak için, doğasının yok edilmesine, topraklarının alt üst edilmesine izin verilmezdi…
Bilimden uzak maden aramaları, HES’ler, RES’ler ve JES’ler ormanları, dağları, tarım alanlarını yok etmekle, canlıları öldürmekle kalmadı, canlı yaşamın kaynağı olan suyu kirletti…
Anadolu, ormanları, endemik bitkileri, su havzaları, antik kentleri, dört mevsimi bir arada yaşayan coğrafi konumu ile ender yerlerdendir. Uygarlığın doğduğu, yılda üç kez ürün alınan bereketli topraklara sahip, üç tarafı denizle çevrili, üç kıtanın ortasında konumlanmış yeryüzü cennetlerinden birisisidir…
Anadolu’yu “Beşikler vermişim Nuh’a Salıncaklar, hamaklar/ Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır…” Dizleriyle Ahmed Arif, çok güzel anlatmıştır. Yetiştirdiği ürünler, yerüstü ve yeraltı zenginliği birçok yabancı ulusun ilgisini çekti, iştahını kabarttı…
Anadolu’nun değerini bilen kadim halklar, düşmandan korudu. Örneğin: Hatti Kralı Pampa önderliğinde birleşip, istilacı Akadlara karşı savaştılar ve düşmanı yendiler. (1) Mısır Firavunu II. Ramses’e karşı; Hitit Kralının önderliğinde birleşip düşmanı Anadolu’ya sokmadı. (2)
Anadolu’yu işgale yeltenen Emperyalistlere karşı Mustafa Kemal Paşa’nın emrinde Çanakkale Destanını yazdı. Emperyalistlerin maşası Yunan’la savaştı, düşmanı yenip, kendilerini özgür birey yapan Laik Türkiye Cumhuriyetini kurdu…
Anadolu’yu silahla işgal edemeyeceklerini anlayan emperyalistler, silah kullanmadan işgal etmenin yollarını aradılar. Osmanlı Devleti, en güçlü olduğu ve muhtaç olmadığı bir zamanda, sırf iyilik olsun diye ilk resmi kapitülasyonu Fransa’ya verdi. Bu da Osmanlı İmparatorluğu için sonun başlangıcı oldu…
Üretmeyen toplumlar, açlıktan ölmemek için üreten toplumların kölesi olurlar. Osmanlı, üretmedi tüketti, yerli ve milli sanayisini oluşturamadı. Sanayi ürünlerini dışarıdan aldı, borçlandı. Birinci Dünya savaşı sonunda Osmanlı Devleti yıkıldı. Yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, geçmişi bildiğinden üretime önem verdi, üretim seferberliği başlattı…
Toplu iğne bile yapılamadığı bir dönemden sonra, fabrikalar kurdu, çiftçiyi baş tacı yaptı, milletin efendisi ilan etti. Üretilen tarım ürünleri ülke insanını doyurduğu gibi ihraç edilmeye başlandı. Dünyada kendi kendine yeten ülkeler arsında yerini aldı…
Anadolu insanının yüzü güldü. Yüzünün gülmesi, Marshall planına kadar sürdü. Kendi öz benliğimize dönüp, ebedi yurdumuz Anadolu’ya sahip çıkmalı ve eski halklar gibi birleşip istilacı emperyalizme karşı koymalıyız…
KAYNAK:
1-Ekrem Memiş, Eski Çağ Türkiye Tarihi. S.21-22
2-Yüksel Güngör, İlk Çağ Anadolu Medeniyetleri. S.68-69, Cevat Şakir Kabaağaçlı, Merhaba Anadolu. S.169