Geçtiğimiz Eylül ayında bir televizyon kanalının yaptığı sokak söyleşisinde ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerine Cumhuriyetin ilan tarihini sordular. Alınan yanıtta çoğu öğrencinin 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyetin ilan edildiğini bilmediğini gördük, duyduk…
Çocuklarımızın, bizleri özgür bireyler yapan egemenliğin, egemenden alınıp millete verildiği tarihi bilmemesi hem çok acı hem de geldiğimiz nokta açısından önemlidir…
Okulda öğretilmiyor olabilir. Biz anne babalara düşen görev çocuklarımıza Cumhuriyetin ne anlama geldiğini, yaşamımıza ne gibi yenilikler getirdiğini, hangi tarihte ilan edildiğini çok iyi anlatmamız gerekir. Bu bizim borcumuzdur…
Cumhuriyet, bir ulusun egemenliği kendi elinde tuttuğu ve egemenliği belirli süreler için seçtiği temsilcileri (milletvekilleri) aracılığıyla kullandığı devlet biçimidir…
Cumhuriyet bu tanıma göre halkın kendi kendini yönettiği devlet idaresidir. Oysa demokrasi, devleti idare etmek için seçilmiş siyasal gücün karar alırken çoğunluğun taleplerini göz önünde bulundurması, bunu yaparken azınlıkta kalanların temel hak ve özgürlüklerinin korunmasını sağlayan bir yapıdır…
Demokraside güçler ayrılığı ilkesi vardır. Güçler ayrılığı ilkesi bulunmayan bir devlette, temel hakların ve özgürlüklerin güvence altında olamayacağı, siyasi yönetimin diktatörlüğe dönüşebileceği endişesi vardır…
Cumhuriyet rejimi, güçler ayrılığı ilkesi ile birlikte günümüzde uygulanan en iyi yönetim biçimidir. Güçler ayrılığı ilkesini ortadan kaldırırsanız, seçimle işbaşına gelme her zaman demokratik ve eşit şartlarda oluşmadığı için, seçilmiş yönetimin başı halkın isteklerini gözardı ederek despotizme, diktatörlüğe kayabilir…
Güçler ayrılığı ilkesinde güçlerin görev ve yetkileri yasayla belirlenmiştir. Yasa onların keyfi hareket etmelerini, birbirlerinin işlerine karışmaları önlenmiş, bir yerlerden talimat almalarının da önüne geçmiştir…
Demokrasi her şeyden önce temel hak ve özgürlükleri koruyan; adaleti, eşitliği ve hukukun üstünlüğünü sağlayan siyasal bir yapıdır. Bu yapının ortadan kalkması demek, yönetimin seçimle işbaşına gelmesine rağmen demokratik olmadığının bir göstergesidir…
Demokrasilerde yasama organı, halkın huzur ve refahını sağlamak için demokratik ve çağdaş yasalar çıkarır. Yürütme organı, yasaların çizdiği çerçeve içinde ülkeyi yönetir. Yargı ise, Yasama’nın çıkardığı yasalara göre, vatandaşlar arsındaki problemleri çözer, toplum kurallarına aykırı davrananları yargılar ve suç işleyenleri cezalandırır. Yürütme organı, yasal çerçevede devleti idare ederek, yargının verdiği kararları aynen uygular…
Hukuk, aynı zamanda devletin ve rejimin garantisidir. Bu günkü uygar yaşantımızın temelidir. Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ülkeyi dış düşmandan kurtardıktan sonra iç düşmandan kurtarmanın ve çağdaşlaşmanın yolunun bireyin özgür olmasından geçtiğini görmüş ve Türk Ulusunun karakterine en uygun idare şeklinin Cumhuriyet olduğuna karar vermiştir…
İşte bu değerlerin çocuklarımıza öğretilmesi onların ve ülkemizin geleceği açısından hayati önem arz etmektedir. Okullarda öğretilmiyor diye vaz geçmeyelim biz öğretelim, onların iyi birer Atatürkçü ve Cumhuriyetçi olmalarını sağlayalım.