Türkiye; Edirne’den Kars’a, Sinop’tan Mersin’e dört bir yanı doğal güzellikleri, tarihi kalıntıları ile açık hava müzesi görünümünde yeryüzü cennetidir. Anadolu, geçmişinde birçok ulusa sahipliği yaptı. Bu uluslar, kentler kurdu, uygarlık geliştirdi, yüzlerce söylence üretti…
Günümüze kadar gelen ve halk arasında anlatılmaya devam eden söylenceler, gerçek mi veya gerçeği ne kadar yansıtmakta? Azra Erhat, “Anadolu’nun, efsanelere katkısı uydurulmuş masal değildir. Anadolu kaynaklı söylencelerin hemen hepsinin; olmuş, yaşanmış olayları ve geçmişte yaşamış kişileri anlattığını,” (1) yazar…
Efsanelerin bir örneği, Truva antik kenti ile ilgilidir. Homeros’un İlayda’sını okuyan ve gerçek olduğuna inanan Heinrich Schliemann, efsanevi antik Truva kentini bulmuş, hazinelerini yağmalamıştır…
Anadolu’nun her bir köşesinde ayrı bir ulus yaşamış ve uygarlık gelişmiş, kalıntıları günümüze ulaşmıştır. Her ağacın, her bitkinin, her çiçeğin, her nehrin, derenin, her gölün, her pınarın, her dağın, her kralın, her kahramanın, her antik tanrının bir söylencesi olduğu gibi her kentin kuruluşunu anlatan bir söylencesi vardır…
Gerçek, batılı uluslarca bilindiği halde onlar, uygarlığın Yunanlılarca başlatıldığını iddia ediyorlar. Çünkü işlerine öyle geliyor. Yeni buluntular, yapılan arkeolojik kazılarda Göbekli Tepe, Karahan Tepe, Hattuşaş ortaya çıktı. Buluntuların 11-12 bin yıl öncesine ait olduğu anlaşılınca geri adım atmak zorunda kaldılar…
Batılılar, Anadolu’nun tarihi ve mitoloji geçmişini, yeraltında kalmış antik kentleri ve saklı hazineleri biliyor, sahip olmak için can atıyorlar. Önlerindeki tek engel, Laik Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Halkıdır. Anadolu’yu silah zoruyla ele geçiremeyeceklerini biliyorlar, istila için çareler üretiyorlar…
Batılı uluslar, özellikle Hristiyan olanlar. Anadolu üzerindeki emelleri yeni değil. Onlar Bizans İmparatorluğunun düştüğü ve İstanbul’un Türklerin eline geçtiğinden beri Anadolu’yu geri almak için uğraşıyorlar…
Anadolu’nun eşsiz ormanlarının kesilip, acımasızca yakılıp yok edilmesi, tarım topraklarının çoraklaştırılması, göllerin, derelerin, nehirlerin kirletilmesi. Yeraltı sularının tüketilmesi planlarının parçası mı? Bilmiyorum ama kuşku duyuyorum…
Geri dönülmeyecek şekilde kirletilen, bitki ve canlı dokusu yok edilen, Almanya’nın Ruhr Havzası, insan ve canlılar tarafından terk edildi ve müze haline getirildi. Müzede insanlara kendi elleriyle doğaya ne yaptıkları gösterilmeye başlandı.
Aradan 60 yıl geçtikten sonra doğa elinden zorla alınanları tekrar geri almaya başladı. Bitkiler yeşermeye, havzayı terk eden yaban hayvanları geri dönmeye, doğa canlanmaya başladı. Doğa insan olmadan da var olabileceğini gösterdi…
Kapitalizm, Türklerden kurtulmanın yolunu Anadolu’yu yaşanmaz hale getirerek, İnsanları göçe mi zorluyor? Anadolu onlara kalsın diye mi düşünüyor…
İnsanın geçmişinden ders alması, geleceğe güvenle bakmasını ve ayakta kalmasını sağlar. Ülkemize, ormanlara, doğaya, nehirlere, göllere, denizlere, her şeyden önemlisi yeraltında yatan antik hazinelere sahip çıkmak her Türk vatandaşının görevidir…
KAYNAK:
1-Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü. S.34