Hâl Sâri̇di̇r…

7 Mayıs 2025

Dostluk üstüne.

Derler ki aşk, ‘’Birine seni yok etme kudreti verip, bunu kullanmama hususunda ona itimat etmektir.’’

‘’Aşk asla pişmanlık duymamaktır.’’ Denmiş olsa da;

İyi tanıdığımızı sandığımız birisine âşık olup, o titrek güven duygusuyla avunabilir miyiz peki? Yoksa, ‘vazgeçilmez sevda’ düşüncesi aslında, sevdiğimizde göremediklerimizin cazibesine kapılmak, o boşlukları merak etmek midir?

Dostluğu da buna benzetirim ben biraz. Aşk’a yani. Hatta, birazdan biraz daha fazla biraz…

Nasıl mı? Neden mi?

Son yılların en kolay ve en hunharca harcanan kavramlarından biri oldu dostluk. Tıpkı aşk gibi onun da şekli şemaili değişti. Sosyal medyaya bakıyorsunuz herkes bir dost-bir dost, herkes en yakın arkadaş. Hitaplarda, “Bilmem kaç yıllık dostum, kadim dostum, can dostum.” sözcükleri dökülmekte dudaklardan, ortalık kankalardan geçilmez durumda.

Sonra bir bakmışsınız; birbirilerine yapmadıkları, demedikleri kalmamış, iki günde düşman olunmuş!

Dostluklar öyle çabuk mu kuruluyor? Kurulduğunda, ilk sarsıntıda yerle bir mi oluyor? “İnsanları tanıdıkça hayvanları daha çok seviyorum.” sözü neden çok söylenir oldu günümüzde hiç düşündünüz mü?

Hayvanların hangi niteliği insanoğlundan önce geliyor dersiniz?

Sadık olmaları olabilir mi?

Oysa insan hayatına anlam ve yön vermesinde, kendini tanımasında, yaşamdan haz duymasında en önemli öncelikli kavramdır dostluk ve aşktan da öte yaşanması gerekendir. 

Zaman zaman aşk için kullandığım; “Kâğıt mendili aşklar, kullan at.” deyimini, günümüzde de ne yazık ki dostluk için söyler oldum artık…
“Kullan at!”

“Dost, dost” diye nicesine sarıldım
Benim sadık yârim kara topraktır
Beyhude dolandım, boşa yoruldum
Benim sadık yârim kara topraktır

Diyen Âşık Veysel’i saygıyla anıp, araya şu iki mısrayı da sıkıştıralım. Sıkıştıralım ki başlayan her şeyin bittiği gibi, biten dostlukların da neden ve sonuçları üzerinden bir analizi yapılabilsin…

‘’Dili damakta döğüp, suyunu silkelemeli. Sulu dilden cıvık söz sâdır olur!’’

‘’Edep aklın tercümanıdır! Herkes edebi kadar akıllı, aklı kadar şerefli, şerefi kıymetlidir.’’

Fırtınalı havada sığınılan liman misali o kadar çok olumlu ve olumsuz anlamlar yüklenmiş ki dört harften oluşan bu kelimeye.  Kıymet verip, çoğu zaman karşılığını bulamamış olsalar da her ilişki ve iletişimin elde kalanına göre, kişiye dönük bir tarifi, yüklenen bir anlamı olmuş.   

Kim bilir? Belki de çoğumuz arkadaşlığı ve dostluğu birbirine karıştırıp, önümüze gelene dost statüsünü yakıştırıyoruz. İşte bu yüzdendir ki ‘’en yakınım’’ dediklerimizin gerçekte dostumuz olmadığını anladığımızda kırgınlıklar yaşıyor, istemeden de olsa büyümek zorunda kalıyoruz. Dostluğun hakikatlisi ender bulunandır. Dostluk sabır ister zaman ister tatsızlıkları, yürekten paylaşılan mutlulukları, entrikaları, güvenirliği, içten pazarlıkları test etmek ister. İlişkileri bu bağlamda değerlendirdiğimizde, dost bildiğimiz çoğu kişinin aslında yerlerini baştan hak etmediklerini görmek zor olmuyor.

Erdemleri, iç iyiler ve dış iyiler olmak üzere ikiye ayırır isek; iç iyilerin en değerlisi bilgi, dış iyilerin en değerlisi ise dostluktur ve dostluk bir erdemdir. Çünkü dostluk sosyal yaşam için zorunlu bir unsurdur. Bütün öteki iyilere sahip olsa bile hiç kimse dostlardan uzak bir yaşamı düşünemez. Doğası gereği insan ister zengin olsun ister fakir, her durumunu paylaşacağı dostlara ihtiyaç duyan sosyal bir canlıdır. Sosyal yaşam ise ancak iyilik üzerine kurulabilir. İyilik düzeni de ancak iyilerin birlik ve beraberliği ile mümkündür ki bu da dostluğu erdem kılan temel nedendir.

Birlik ve beraberlik hem kendileri iyiliktir hem de iyilikleri daha iyi ve daha çok yapmanın, çoğaltmanın yegâne yoludur. Yalnızca bireyleri birbirine yakınlaştırıp bir arada tutmakla kalmayan dostluk olgusu, devletlerin de ayakta kalmasını sağlayan temel bir dinamiktir. Çünkü dostluk, fikir birliği demektir, uzlaşım ve uylaşım sanatı demektir.

Ne yazık ki böylesi yüksek ve ulvi düşüncelere sahip insan sayısı her zaman azınlıkta kalmaktadır. Çünkü bu bilgiyi araştırıp uygulayabilecek erdem sahibi insan sayısı son derece azdır ve genel bir dostluk anlayışından söz etmek mümkün değildir. O halde, öncelikle yapılması gereken, gerçek dostluğun ne olduğunu ortaya koymaktır.

Dostluğu bir iyilik olarak görüyor, hayatımızın her anına yayılmasını arzu ediyorsak, onu rahatlıkla mutluluğa götüren erdemlerden sayabiliriz. Ancak sorun, sadece mutluluk bileşenlerinin neler olduğunu bilmekten ibaret olmamalı, onları uygulayan ve yaşam tarzı haline getiren iyi insanlar olmalıyız. Dostlar, iyiliğin ete kemiğe büründüğü ‘’yaşayan iyiler’’ olan iyi insanlardan başkası değildir.   

Sormuşlar şaire (Fuzuli), Sevmek mi daha güzeldir, sevilmek mi?” “Sevmek.” demiş şair. ‘’Neden?’’ demişler. “Çünkü sevildiğinden hiçbir zaman emin olamazsın.”

Sevmekten sevinç duyan anne örneğinde olduğu gibi dostluk da sevilmekten çok sevmektedir. Annenin bir kar ya da zarar hesabı yapmadan her zaman çocuğunun iyiliğini istemesi, her durumda onu kendine tercih etmesi; yemeyip yedirmesi, içmeyip içirmesi hatta çoğu zaman onun için canını feda etmekten dahi çekinmemesi yadsınamaz bir gerçektir. Bunca fedakarlıklarına karşılık anne, sevgisine eşit büyüklükte bir karşılık da beklemez. Çünkü anne sevmekten doyumsuz bir mutluluk duymaktadır ve kolay kolay bundan pişmanlık duymaz.

Bu evrensel örnekten dostluk ediminin özünün sevgi, dostun erdeminin ise sevmek olduğu sonucu ortaya çıkar. Ayrıca insan neslinin devamı da dostluk ilişkilerine bağlıdır ve insanlık için erdemliliğin yanı sıra gerekliliği de tartışılmaz.  

İnsani ilişki biçimlerinin en üst modeli olarak değerlendirebileceğimiz dostluğa dair düşünce ve teoriler, yaşanan tüm negatif durumlara rağmen günümüzde önemini yitirmiş değildir. Bilakis her zamankinden daha fazla üzerinde düşünülüp anlaşılmaya değer bireysel, toplumsal, siyasal ve felsefi değeri bulunan önemli bulgular içermektedir. Dostluk erdeminin özünde bir sevme edimi ve kardeşçe paylaşım kültürü vardır. Dostluk erdemini elde etmek, yaşamak ve sürdürmek isteyen kişinin, neden sevmede aslan payını karşı taraftan beklememesi gerektiği savı, kanaatimizce konunun bam teli niteliğinde bir bulguyu ifade etmektedir.  

Dostluk çukurda biriken yağmur suyu değil ki güneş vurunca kurusun. Bizim dostluğumuz deniz misali buharlaşsa da yağmur misali geri döner…

Not: “Hâl sâridir.”  Hâl sirayet eder. İnsandan insana hâl geçer; asalet, muhabbet, duruş, nezaket, zarafet geçer.

Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…

Yorumla

Your email address will not be published.