Daha düne kadar bilim insanları ve çevreciler dışında kimsenin umursamadığı iklim değişikliği, krize dönüşüp, başta tarım üretimine, ormanlara, su kaynaklarına, yer değiştirme olanağına sahip olmayan canlılara zarar vermeye, can ve mal kaybına neden olmaya başlayınca dikkatleri çekmeyi başardı…
Bilim insanları yıllardır anlatıyor, çevreciler haykırıyor, eli kalem tutan, yazdığını yayınlama olanağı bulan yurtseverler bıkmadan, usanmadan yazıyor, Dünyanın başına gelecek tehlikeyi anlatmaya çalışıyor. İklim krizi böyle çabuk gelmese, sonuçları insanlara dokunmasa, kimsenin aldıracağı yoktu…
İklim krizini kısaca anlatmak gerekirse: Sanayide ve ısıtmada kullanılan fosil yakıtlar ile insan faaliyetleri sonucu ortaya çıkan sera gazlarının, (karbondioksit, metan, monoksit, ozon vb.) atmosferdeki yoğunluğunun artmasıyla, küresel sıcaklığın yükselmesi ile ortalama iklim değerlerinin değişmesi, anormallikler görülmesidir…
İklim değişikliğinin krize dönüşmesinin sorumlusu; sanayide, ulaşımda, evsel ısıtmada, elektrik üretmede kullanılan fosil yakıtlar ile sera gazlarına dayalı doğayla dost olmayan teknoloji ve onu geliştiren, kullanmaktan vazgeçmeyen, doğayı para olarak gören gözünü para hırsı bürümüş kapitalistlerdir…
Dünyayı normal haline getirmek, iklim krizinin önüne geçmek için, fosil yakıtları ve sera gazlarını kullanmaktan hemen vaz geçilmelidir. Atmosfere sera gazı salınımı durduğu takdirde Atmosfer, su, ormanlar ve doğa kendini yenileyecektir. İklim krizi önce yavaşlayacak ve sona erecektir…
Şimdi kendimize şu soruyu sorup, yanıtını bulmak zorundayız. İklim krizinin önüne geçmek bu kadar basitse neden önüne geçilmiyor? Öyle ya fosil yakıtları ve sera gazlarını kullanmaktan vazgeçeriz olur biter…
Bunun cevabı, öyle basit değil, keşke öyle olsa. İklim krizinin sona ermesi için ilk koşul, kapitalizmin sömürü ve talan düzeninden sağladığı gelirlerinden vazgeçmesine bağlıdır. Diğer taraftan, “Dünyanın dört bir yanında gündelik yaşamlarında ve işlerini görürken fosil yakıtları kullanan insanların, yaşam tarzlarını değiştirmeye razı olup, olmayacaklarıdır…” (1)
Gelişmiş ülkeler, iklim krizinin yaratacağı tahribat ve canlı yaşamın geleceği söz konusu ise “Ekonomik açıdan cazip olan, sera gazları ve fosil yakıtların kullanımını azaltmaktan.” (2) Yanadır…
Sanayi devrimi sonrası hızla kirlenen çevreyi, yok olan sulak alanları, biyolojik çeşitliliği ve canlı türlerini korumak için, 1972 yılında Stockholm Çevre ve İnsan konferansından sonra, UNEP (Birleşmiş Milletler Çevre Örgütü kurulmuştur…) (3)
BM Çevre Örgütünün kurulmasından sonra çevreyi, ormanları, doğayı, denizleri, nehirleri, sulak alanları, su kuşlarını ve biyolojik çeşitliliği korumak için birçok uluslararası sözleşme imzalanmıştır. Bu sözleşmeler, artan ısıyı durdurmaya yönelik olmadığından, ısı artışı devam etmiştir…
Isı artışının asıl kaynağının, Fosil yakıtlar ile sera gazları olduğunu gören uluslar, 1997 yılında imzalanan ve 2005 yılında yürürlüğe giren Kyoto protokolü ile fosil yakıtların ve sera gazlarının sınırlandırılması, kullanımının azaltılması ve tamamen kaldırılması için, uluslararası düzeyde harekete geçmiştir…
Kyoto protokolünü bazı kapitalist ülkeler imzalamadığından sonuç alınamamış, Dünyanın ısısı artmaya devam etmiş, iklim değişikliği oluşmuş ve değişiklik krize dönüşmüştür. İklim krizini önlemek ve Dünya canlı yaşamını kurtarmak için 2016 yılında Paris’te “ Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi” imzalanmıştır. Türkiye, 6.10.2021 tarihinde7335 sayılı yasa ile Paris Anlaşmasını onaylamıştır…
Bütün bu çabalar sonunda iklim krizi önlenebilir mi? Başka bir deyişle uluslararası sözleşmeler, iklim krizini önlemek için yeterli mi? Aslında bu sorunun yanıtı çok basit. İnsan, doğanın sadece kendine ait olmadığını kabul edip, diğer canlılarla dost olmalı. Çevreyi kirletmekten vazgeçmeli. Fosil yakıtlar yerine, doğayı ve atmosferi kirletmeyen, ısı artışına neden olmayan alternatif enerji kaynakları bulmalı ve kullanmalı, doğanın rahat nefes alması sağlanmalıdır. Nefes alan doğa, kendini yenileyecektir.
KAYNAK:
1-William Nordhaus, İklim Kumarı. S. 31
2- Age. S. 94
3-Av. Uğur Kalelioğlu, Av. Noyan Özkan, Türkiye’nin Taraf Olduğu Uluslararası Çevre Sözleşmeleri. S.XV