Kahvaltısı, gözlemesi, yumurtası, tavuğu, koyunu, oğlağı, danası, organik meyveleri, temiz havası, soğuk suları, yeşilliği, sessizliği nedeniyle yaşamak için özlem duyduğumuz, hepimizin severek yediği ürünlerin yetiştiği köyü ve o ürünleri yetiştiren köylüyü birçoğumuz yüzeysel olarak biliriz. Biliriz bilmesine de köy ve köylünün bir ülke için ne anlam taşıdığını, tarihi gelişimini çoğumuz bilmeyiz…
Avcı-toplayıcı toplumda “aç kalma korkusu, doğaya karşı yaşam savaşı veren insan denilen canlının iliklerine işlemiş, yok olma korkusunun ön adıdır.” (1) İnsan aç kalma korkusunu yenmek, bol besine sahip olmak, yeni nesiller yaratmak ve doğaya hükmetme arzusunu 8-12 bin yıl öncesinde Anadolu’da yerleşikliğe geçerek gerçekleştirmiştir. Vahşi hayvanları ehlileştirmiş, bitki yetiştirmeye başlamış, ilk köyleri kurmuştur…
İnsanın, Anadolu’da yerleşikliğe geçip ilk köyleri ve kentleri kurduğu tarih hakkında bilim insanları arasında birliktelik olmasa da ilk yerleşimlerden günümüze kalan buluntular gün yüzüne çıkarıldıkça köylerin ve kentlerin kuruluş tarihi daha geriye gitmektedir. Anadolu, yerleşikliğe geçiş için insana gerekli bütün olanakları sunan eşsiz coğrafyalardan biridir. İnsan, bu güzel coğrafyaya yerleşip, avcı-toplayıcı yaşamına son vermiş, çiftçi olmuştur…
Köy ve mahalle; tanım, işlev ve nüfus olarak birbirlerinden tamamen ayrıdır. Köy, “yönetim şekli, toplumsal ve ekonomik özellikleri, nüfus yoğunluğun kentten az olan, tarımla uğraşan kişilerin barındığı yerleşim birimidir.” (2) Mahalle, “kentin, kasabanın, büyükçe bir köyün bölündüğü parçalardan her biri.” (3) olarak tanımlanmıştır. Tanımdan anlaşılacağı üzere, idari yapıları ve konumları bakımından ayrı olan yerleşim yerleridir…
Anadolu insanı, evcilleştirdiği yaban hayvanları, geliştirdiği ve uyguladığı tarım yöntemleri ile doğayla dost yaşamış, tohum seçiminden, saklamasına, ekimin, dikimin, hasadın ne zaman yapılacağını hatta yağmurun ve karın ne zaman yağacağını, ne zaman don olacağı konusunda uzmanlaşmıştır. Uzmanlığını ve deneyimlerini yeni kuşaklara aktarmıştır…
Anadolu köylüsünün geleneksel yaşamı ve tarım yöntemi, Bizans döneminden başlamak üzere değişti. Doğayla dost yaşamı, 16. Yüzyılda “Eşkıyadan, din adamından, asi devlet memuruna, güvenliği sağlamakla görevli askerden ve paşadan gördüğü zulüm üzerine bozulmuş, köylü, köyünü terk ederek bu kişilerin ulaşamayacakları tenhalara çekilmiş, tarım üretimi büyük yara almıştır…(4)
20. Yüzyılda bu kez kapitalist ulusların baskısıyla köylü geleneksel tarım yöntemini terk etmeye zorlanmıştır. Makinalı ve sulu tarıma geçilmiş, geleneksel tohumlar yerine GDO’lu tohumlar, doğal gübre yerine yapay gübre, zararlılarla biyolojik mücadele yerine kimyasal böcek öldürücüleri kullanılmaya başlanmış, tarım toprakları ve su kaynakları zehirlenmiş, ormanlar yakılmıştır…
Kapitalizmin, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde uygulanan geleneksel tarım yöntemini ve köylerin boşaltılıp, köylünün köyünü terk ettirilmesindeki amacını, 1972 yılında Henry Kissinger şöyle açıklar: “Petrolü kontrol eden ülkeleri kontrol eder. Gıdayı kontrol eden ise halkları kontrol eder… (5) Gıdanın kontrolü ve köylerin boşaltılması için, kente göç özendirildi, köylüyü geleneksel tarım yönteminden vazgeçirme, beslenme alışkanlığını değiştirme ve tarım arazilerinin bir elde toplanması kapitalizmin hedefi idi…
Köy yaşantısına özlemimizi; şiirlerde, romanlarda, öykülerde, türkülerde dile getirir, köyün ve doğanın resimlerini çizerek gideririz. Ama ne yazık ki binlerce yıldır var olan ve Anadolu halkını doyuran köylerin neden boşaltıldığını, neden mahalle haline getirildiğini? Düşünmeyiz, araştırmayız, sorgulamayız…
21. Yüzyılda Anadolu köylerinin bir kısmı, 12.11.2012 tarih ve 6360 sayılı yasa ile on üç İlde Büyükşehir Belediyesi kurulması ve yirmi altı ilçe kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanunla mahalle haline getirilmiş, köy ve belde statüsü ile tüzel kişiliği kaldırılmıştır. Büyükşehir ilan edilen ilçelerdeki köyler, beldeler artık bağlı olduğu kentin bir mahallesidir. İşin ilginç yanı birden çok mahalleye sahip beldeler tek mahalle sayılmıştır. (devamı haftaya)
KAYNAK:
1-Erhan Ünal, Toprak Biterken. S. 25
2-Türkçe sözlük. S.1023
3-Türkçe Sözlük. S. 1081
4-Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni. Dün-Bugün-Yarın. 1. Kitap S. 60.
5-Erhan Ünal, Toprak Biterken. S. 54
BENİM KÖYÜM
Baharda şenlenir bağı, bahçesi
Kokusu başkadır benim köyümün
Unutturur adama gamı, kederi
Havası başkadır benim köyümün
XXX
Akşam olur herkes döner evine
Can kurban inan ki benim köyüme
Gülabi’nin torunları derler bizlere
Özü başkadır benim köyümün
XXX
Yeşil yeşil meşeleri var dağında
Meyve ağaçları çiçek açar bağında
Her çeşit otlar yeşerir toprağında
Yeşili başkadır benim köyümün
XXX
Köyümün kenarından akar çayı
Kıvrım kıvrım dolanır sular tarlayı
Unuttum sanma orda olmayı
Dostluğu başkadır benim köyümün
XXX
Yaz gelince çıkarlar yaylaya
Gurbetçiler hasretle döner sılaya
Benden selam olsun Aziz Ağa’ya
Sevgisi başkadır benim köyümün
İBRAHİM SEVİNDİK
Sevgili arkadaşlar, köyler bizim millî meselemizdir. Hatta tam milli güvenlik meselemiz de diyebilirim. Emperyalizmin amacı köyleri dağıtıp tarımı yok etmektir. Sevgili Kemahlı Şairimiz İbrahim Sevindik bu güzel şiiriyle emperyalizme çok güzel bir cevap yazmış. Özellikle de o son kıtası aynı bir destan gibi insanı çok etkiliyor. Artık herkesin köyüne sahip çıkması lazım. Bu güzel paylaşımınız için çok teşekkürler.
Yaz gelince çıkarlar yaylaya
Gurbetçiler hasretle döner sılaya
Benden selam olsun Aziz Ağa’ya
Sevgisi başkadır benim köyümün
İBRAHİM SEVİNDİK