Benim gözümdeki yeşil; ağacın, çiçeğin yaprağı, çimenin, otun ve bitkilerin, gökkuşağının yedi renginden biridir. Herkes için de aynı olmalıdır…
İlkokul okuma kitabında “Yeşile koşan Londra.” Başlığını taşıyan bir öykü okuduğumu çok iyi hatırlıyorum. Sanayi devriminden sonra kirlenen, yeşil dokusu yok olan Londra kenti ve canlı yaşamaz hale getirilen Thames Nehrinin temizlenişini, kentin tekrar yeşile dönüşünü anlatıyordu…
Türkiye’de tam aksinin yapıldığı, yeşilden ve maviden kaçıldığını görüyoruz. Kentlerin nefes aldığı, doğal afet anında halkın sığınacağı, barınacağı yeşil alanlar, korunmuyor. Bırakın korumayı halkın karşı çıkmasına rağmen imara açılıyor. Kentlerin dokusu bozuluyor…
Yeşilin, ağacın, ormanın, getirime kurban edildiğini, denizlerin, nehirlerin, su kaynaklarının kirletildiğini, tarım topraklarının zehirlendiğini görmek beni ve doğa âşığı çevrecileri derinden üzmekte…
Türkiye’nin dört bir yöresinde maden aramak, JES, RES, HES yapmak için ormanlar, meralar, yaylalar, birinci sınıf tarım alanları talan edildi, talan edilmeye devam ediyor. Ormanların talanı yetmezmiş gibi nasıl çıktığı belli olmayan yangınlar, Anadolu’nun talandan ve kıyımdan kurtulan yeşil dokusunu yok ediyor.
Yeşil, yaşam demektir. Ağaç demektir. Su demektir. Yiyecek demektir. Yaban hayatı demektir, Oksijen demektir. Anadolu ormanları binlerce yıl yağmalandı, eskiden orman alanlar, şimdi bozkır haline getirildi…
Doğa ana, talan edilen, yakılan ormanları ve yeşil dokuyu insanın gözünün içine sokarcasına tekrar geri getirdi. Antik kentlerin üzerini çam, meşe, sandal ve zeytin ağaçları ile kaplayarak benim ağaçlarımı kesmekle, yakmakla yok edemezsiniz, siz yok olursunuz mesajını verdi anlayana…
Dört mevsimin aynı anda yaşandığı Türkiye’de hangi bölgede hangi ağacın, bitkinin, canlının yaşayacağına doğaana karar verir. Aklımızın bir köşesine yazmamız gereken en önemli not, Doğa ananın geliştirdiği ekosistem, canlılar için yaşam kaynağıdır. Ekosistem yok edilirse canlı yaşamı da yok olur…
Yeraltı zenginliklerinden olan madenleri, Jeotermal akışkanı, rüzgâr enerjisini, baraj ve göletleri doğru ve doğayı kirletmeyecek, ormanları yok etmeyecek şekilde kullanmak gerekir…
Bilimden ve halkın taleplerinden uzak uygulamalar, fayda sağlamaz. Bunun örnekleri geçmişte çok görüldü. Geleceği doğru planlamak, bilimle, doğayla dost olmakla ve halkla birlikte hareket etmekle olur…
Doğayla dost yaşamak; zarar vermeden, canlıları öldürmeden, ağaçları kesmeden, ormanları yok etmeden, nehirleri, gölleri, denizleri, yeraltı-yerüstü su kaynaklarını kirletmeden ve koruyarak olur…
EY MADENCİ
Ey Madenci
Doğayla Uğraşma
Munzur Dağlarını Anla
Kaz Dağlarından Defol
Yeşil Bir Dünya İçin
Munzur Çayı Hep Özgür Aksın
Kaz Dağlarındaki Çiçekler Hiç Solmasın
İBRAHİM SEVİNDİK
BENİM KÖYÜM
Baharda şenlenir bağı, bahçesi
Kokusu başkadır benim köyümün
Unutturur adama gamı, kederi
Havası başkadır benim köyümün
XXX
Akşam olur herkes döner evine
Can kurban inan ki benim köyüme
Gülabi’nin torunları derler bizlere
Özü başkadır benim köyümün
XXX
Yeşil yeşil meşeleri var dağında
Meyve ağaçları çiçek açar bağında
Her çeşit otlar yeşerir toprağında
Yeşili başkadır benim köyümün
XXX
Köyümün kenarından akar çayı
Kıvrım kıvrım dolanır sular tarlayı
Unuttum sanma orda olmayı
Dostluğu başkadır benim köyümün
XXX
Yaz gelince çıkarlar yaylaya
Gurbetçiler hasretle döner sılaya
Benden selam olsun Aziz Ağa’ya
Sevgisi başkadır benim köyümün
İBRAHİM SEVİNDİK